Ana Sayfa Biyografi Öyküler 14/28 Ada'dan Yazılar Söyleşiler Kitaplar Hakkımda Tez Albüm İletişim
Son Eklenenler
Önerdiklerim
DÜŞMEKLE DOĞMAK ARASINDA Heceöykü, Sayı: 80, Nisan-Mayıs 2017

 

 

 Öykü nara atmaz, efelenmez ne de heyheylenir, pamuk şekeri hafifliğindedir, sessiz mi sessiz ve sapsade. Yoldayım, geliyorum dese, haber verse, giyinip kuşanmaz mı insan, kapılara çıkmaz mı karşılamak için! Çıkılsın istemez. Tezahürattan, kalabalıktan hoşlanmaz. Bundandır, kapıdan geçer, duvardan geçer, betondan, demirden, topraktan, iğne deliğinden, köprüsüz sulardan geçer, geçer de ne kör kapı duyar geçtiğini ne sağır pencere.

Ben duyarım galiba. Bütün mekânlar, bütün zamanlar onundur, en münasebetsiz yerde, en olmadık zamanda, “zifirî karanlıkta” bile kalkıp geleceğini bilirim, uzaklardaki kızını bekleyen baba bekleyişiyle beklerim de ondan duyarım belki. İyi de beklenen bir şeyin duyulmasından söz edilmeli mi? Ya da her zaman söz edilmeli mi? Bekleniyorsa duyulacaktır elbette. 

Böyle gelenleri okunur kılmak çok uğraştırır. Önceden belirlediğim toplumsal bir gerçeği resmetmek istemişimdir onlarda, bunu gerçekleştirmek için de oradan buradan parça toplar, onları yan yana, yan yana getirip bütünlemeye çalışırım. Nafile! Boşluk olur. Ölçü kaçar. Renk uymaz. Potluklar çıkar falan. Aynı bütünün parçaları değildirler, dolayısıyla bütünlenmezler.

Gramofonlar...’da bu öykülerden epey var. Araları yeterince dolduramadığımı görüyorum şimdi. Çok çalışmama rağmen potluklar hiç el atmamışım gibi. Bunlar doğmamış, doğurtulmuş öyküler. “Bekçi” öyle, “‘Ağa Reis’le Savaş” öyle, “Kürsü” öyle, “Büyük Mağaza...” vb öyle. Hadi şematik demeyeyim, insafsızlık olur; ama bir şemayı gözettiğim de açık. Peki diğerlerinde, hatta sevdiklerimde bile: “Mustafa’nın Karesi”nde, “Oruç Satmak”ta, “Osman Ağbi”de vb o gözettiğim şey yok mu? Var elbette. Ama öncelik o şeyde değil. O gizli tutulmuş. Baba otoritesinden kaçarken patronununkine yakalanan Mustafa, dedesinden aldığı ilk din-ahlak terbiyesini para’yla tanıştıktan sonra gevşeten çocuk ve onun yetişkin hâli, uğradığı beladan esnaf komşularının gösterdiği dayanışma ile kurtulan marangoz Osman Ağbi... İnsan, insanlık ve halleri alıyor bu öykülerde önceliği. Şu da var: Bu öyküler, çok yakından tanıdığım kişilere ait, başlarından geçenler de hikâyeleri. Hikâye şemaya çekilmez, çekilirse yok olur. Kendi hikâyelerimiz ya da yakınlarımızın yakından bildiğimiz hikâyeleri, iyi bilinirliklerinden dolayı şema tehlikesine kolay kolay düşmez. Ama bu öykülerin doğdukları zamandan da söz edilemez. Doğmazlar çünkü. Çok geniş bir zamanda olgunlaşır, yazarlarını beklemeye dururlar.

Öykü beklemez oysa, beklenir. Ama ne zaman geleceği bilinmez. Geldiğinde de pat! diye gelir. Bana en çok keyif veren, benden ustalık bekleyen öyküler, böyle gelenlerdir. Nerden gelir? Nasıl gelir? Ne zaman gelir? Bilsem... Kendimden, yakınlarımdan, anlatılanlardan, gördüklerimden, okuduklarımdan yola çıkarım. Yola çıkarım değil de oralarda gelir öykü.  Ya da şöyle: Öykülerim, gerçek hayata basar. Hayat kendi basitliğinde gitmekte iken, bir yer, bir an gelir, o basitlik içinden bir kişi, bir durum, bir söz, bir şimşek parlaklığı ve çabukluğu ile çakıverir ki öykü o aydınlıktadır işte! Yani öykü orada ve o an mı doğar? Benim için evet. Yoksa doğmaz da düşer mi? Düşer. Aydınlık gider, aydınlıkla beraber öykü de gider çünkü. Eğer aydınlığın söylediği benim vazgeçilmezlerimden ise, masaya oturur, gideni ben yazarım. Gidenin tıpatıpı olmaz elbette. Ama benim yazdığım da, gidenin beni aydınlattığı yerde okuru aydınlatmalıdır. Öykünün doğumundan ancak o aydınlık varsa söz edilebilir. Peki, düşen her aydınlık öyküye döner mi? Nerdee! Peşinden gidilenlerin böyle bir şansı var bir tek, yeter ki kaleme telaşsız getirilsinler.

Barbaros adında bir arkadaşım var-dı. İlkokuldan sonra yollarımız ayrıldı, uzun, çok uzun bir zamandan sonra karşılaştık. Dışarlarda iş utmuş hep. Memlekete yeni dönmüş. Hastaymış. Doğru... Adımları yavaştı. Ayağını sürüyordu. Tokalaştık, eli de titriyor-du mu? Galiba. Sabahları yürüyüşe çıkıyormuş. Neyse... Hoşça kal Necati! Allah şifalar versin Barbaros! Ayrıldık. Peynircide gördüm en son. Bastonluydu. O görmedi beni. Alacağını aldı, dolaşık bir dille eyvallah! dedi, gitti.

Allah Allah! Barbaros’a bak, ne kadar çökmüş. Bitik. Sağlığına hiç dikkat etmemiş demek. Ama etmeli değil midir? Ayağıma, adımıma, ellerime baktım, çok şükür! çok şükür! dedim. Ama bu şükrün altında, vücudumla mı, kendimle mi olduğunu bilmediğim bir övünme, hatta bir sevinme vardı, farkındaydım.

Sen misin sevinen! Bir yıl olmadı, aynı hastalık beni de buldu.

“Heceöykü”nün 53’üncü sayısında (Ekim-Kasım 2012) bir öyküm var: “Yoldayım, Yürüyorum”. Bu öykü, haddimi bilmezliğimi görmemle düştü, yazılmalı dedim. Fakat öyküye bakıyorum, düştüğü gibi değil. Beni aydınlatanın sizi de aydınlatması için hayli uğraşmışım, ya da şöyle: öykünün bu uğraşla doğduğuna inanmışım.

Öyle mi bilmiyorum; bir de siz bakarsanız.

Diğerleri

SABAHATTİN ALİ'NİN DÜŞÜNCE DÜNYASI ÜZERİNE Hece Sabahattin Ali -Susturulamayan Ses- Özel Sayısı, Sayı: 253, Ocak 2018

DÜŞMEKLE DOĞMAK ARASINDA Heceöykü, Sayı: 80, Nisan-Mayıs 2017

AHMET HÂŞİM HAKKINDA Hece -Ahmet Hâşim Özel Sayısı- Sayı: 241, Ocak 2017

KAHRAMANLARIM Heceöykü, Sayı: 78, Aralık 2016-Ocak 2017

ARA'YIŞ, SAİT FAİK, GERÇEK, 50 KUŞAĞI, SOL Heceöykü, Sayı: 77, Ekim-Kasım 2016

ERKEĞİN İCAZETİYLE Hece, Sayı: 161, Mayıs 2010

HİKÂYE DE , ÖYKÜ DE Heceöykü, Sayı: 70, Ağustos-Eylül 2015

ŞEHİR İLİŞKİLERİNİN ADAPAZARI ÖZELİNDE KISA TARİHİ Hece [Şehirlerin Dili Özel Sayısı] Sayı: 150-151-152, Haziran-Temmuz-Ağustos 2009

GÜNLÜK VE MAHREM Hece -Günlük Özel Sayısı- Sayı: 222-223-224, Haziran-Temmuz-Ağustos 2015

ÖYKÜDE FİNAL Heceöykü, Sayı: 69, Haziran-Temmuz 2015

BAŞKAN GELİNCE Hece, Sayı: 219, Mart 2015

YAZARIN YAZARDAN ALDIĞI Heceöykü, Sayı: 68, Nisan-Mayıs 2015

ÖLÜM KORKUSU VE KAYGISI ETRAFINDA ÖYKÜLERİMİZ, Heceöykü, Sayı: 15, Haziran-Temmuz 2006

"ÜÇÜNCÜ ÖYKÜLER" NE TAŞRA DERGİSİYDİ NE DE NİTELİKLİYDİ Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

BAŞUCUMDAKİLER Heceöykü, Sayı: 66, Aralık 2014-Ocak 2015

PEYAMİ SAFA'NIN DİLİ, ÜSLUBU VE TÜRKÇEYE DAİR DÜŞÜNCELERİ Hece -Bir Tereddüdün Aydını Peyami Safa Özel Sayısı- Sayı: 217, Ocak 2015

MEMLEKET HALLERİ, GEÇİŞKENLİK VE EDEBİYATA YANSIMASI Hece, Sayı: 213, Eylül 2014

HALK HİKÂYELERİ YENİDEN YAZILIR VE YORUMLANIRKEN  Heceöykü, Sayı: 32, Nisan-Mayıs 2009

RÖNESANS DÜŞÜNCESİ  Hece -Batı Medeniyeti Özel Sayısı- Sayı: 210-211-212, Haziran-Temmuz-Ağustos 2014

İLK KİTAP SEVİNCİM İLK KİTABIMDAN DEĞİL  Hece, Sayı: 209, Mayıs 2014
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kitaplar
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net